“Yıllarını Veren Bir Mühendisin Sessiz Dağılışı”



Bazı hikâyeler vardır; içinde öfke değil, sadece büyük bir kırgınlık taşır. Çünkü insanı en çok yoran şey, düşmanlık değil… emek verdiği yerden gelen vefasızlıktır.


Bu hikâye, tam yirmi yılını Türkiye’nin en prestijli sağlık şirketlerinden birine adamış bir mühendisin hikâyesi.

Yurt dışında eğitim almış, iyi derecede İngilizce bilen, hastanelerde en kritik cihazların—MR, tomografi, röntgen—en ufak arızasında ilk aranan kişi olan bir teknik mühendis.

Bir hastanenin kalbi sayılan bu cihazlar durduğunda, herkes panikler; ama o gelmeden hiçbir şey çalışmazdı.

O, sistemlerin görünmez omurgasıydı.


Yirmi yıl boyunca sadece işini yapmadı, şirketi sahiplendi.

Gece arandı, gitti.

Haftasonu arandı, gitti.

Kriz oldu, “Ben hallederim” dedi.

Halletti.


Kimse bilmez, hiç yazılmaz ama birçok sorun onun sessiz varlığıyla çözüldü.


Ama bir gün…

Hiç beklemediği bir anda, hiç hak etmediği bir sebeple, hiç etik olmayan bir süreçle, kapı ona gösterildi.


Ne savunma hakkı verildi, ne açıklama yapıldı.

Bir insanın emeğinin ağırlığı, bir anda yok sayıldı.


Bu adam, “Benim şirketim” dediği yere yıllarını verdi;

ama şirket, onun bir tek hatasına bile tahammül etmedi.

Bir imza ile yirmi yıl silindi.


Şimdi EYT ile emekliliğine kavuştu;

Ama yaşadığı travma, mesleğinin adını duymak istemeyecek kadar derin.

Bu süreçte ben de onun avukat tarafında yanındayım;

Yirmi yılın nasıl bir kalemde harcanabileceğine yakından tanığım.


Ve en acısı şu ki:

Bu hikâye sadece bir mühendisle sınırlı değil.

Bu ülkede işine ruhunu veren, yükü sırtlayan ama değeri görülmeyen herkesin hikâyesi.


Sonunda geriye tek bir gerçek kaldı:


“Bir şirketin gerçek yüzü, kriz anında kime sahip çıktığıyla belli olur.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessiz Rotam

Zekâsıyla Yalnız Kalan Bir Mühendis

Film Önerisi: Başka Yolu Yok (No Other Choice)