Ahmet Eryılmaz ve İnsan Kaynakları Yolculuğumda Açılan Bir Pencere
İnsan kaynakları alanında kendimi geliştirmemde katkısı olan çok insan oldu ama bazıları vardır; mesleğe değil, bakış açına dokunur. Ahmet Eryılmaz benim için tam olarak böyle bir yerde durur.
İK serüvenim oldukça zorluydu. Yaşadığım şehirde insan kaynakları alanında çalışmak kolay değildi. Okuduğum, öğrendiğim, kitaplardan ezberlediğim hiçbir kuralı uygulayamazdım. Bu durum bende sürekli bir “neden yetemiyorum?” duygusu yaratıyordu. Ne yapsam eksik, ne öğrensem karşılıksız gibiydi. Zamanla bununla savaşmak yerine kabullenmek zorunda kaldım.
Bir dönem İK blogger’larıyla tanıştım. O zamanlar Twitter’ı aktif kullanıyordum; adeta günlük gibi. Sürekli paylaşım yapan, yazan, tartışan bir ağ vardı. İşte o zaman Ahmet Eryılmaz’ı tanıdım. Yazdığı cümleler kısa, keskin ama çok derindi. Günlerce tek bir cümlesini düşünürdüm. Onun gözünden bakmayı öğrendiğimde içimde net bir his oluştu: “Evet, işte bu.”
Çünkü o; yaşanmışlıklarını, mesleki duygularını, hayal kırıklıklarını ve kabullenişlerini inanılmaz bir şekilde özümseyerek yazardı. Okurken sadece öğrenmezdim, anlardım.
Açtığım blog sayesinde İK zirvelerine davet almaya başladım. Çevremdekilere bu heyecanımı anlatırken anlaşıldığımı hiç hissetmedim. Yazılarımı okuyup yorum yapan bile yoktu. O kadar yalnızdım. Ama yine de yazmaya devam ettim.
İlk zirveme katılacağım zaman Ahmet hocamı Taksim’de gördüm. Ben bir gün önceden İstanbul’a gelmiştim. Bahsettiğim yıllar 2013… İstanbul benim gözümde devasa bir şehirdi. Sonrası malum.
Karşılaştık. O beni tanımadı; sonuçta sadece Twitter’dan tanışıyorduk ve ilk kez yüz yüze geliyorduk. Koşup kendimi tanıttım. Nasıl sıcak karşıladığını hiç unutmuyorum. Yazılarındaki gibi; kısa, sade ve netti.
Ertesi gün zirvede elinde not defteri, sırtında çantası, son derece doğal ve spor bir kıyafetle oturup dinliyordu. Kalabalık ortamlarda uzun süre kalmazdı. Alacağını alır, gözlemini yapar, sonra bunu yazıya dökerdi. Alan alırdı gerçekten.
Uzakta olduğum için İK projelerinde aktif yer alamadım ama çok istedim. Buna rağmen bizi hep destekledi. Hatta zirvelerde bile İK blogger’larını bir arada tutar, onlara da söz ve alan açardı. Bir projeside : firmalara gidip insan kaynakları süreçlerini yerinde görmek, bunu yazıya dökerek daha fazla kişiye fayda sağlamak.
Ben ise onu hep uzaktan ama dikkatle takip ettim.
Bir dönem Medium’da yazdı, orası olmayınca şu an Bluesky ahmeteryilmaz.bsky.social yazmaya devam ediyor. İki tane çok sevdiği köpeği vardı; onların ölümünden sonra bildiğim kadarıyla yeni bir hayvan sahiplenmedi. En sevdiği sebze patlıcan 🍆
Mutfakla arası çok iyidir.
İK zirvelerinde en sevdiğim yönü; kısa ve öz anlatımların ardından yaptığı tarafsız, objektif değerlendirmelerdi. Kimseyi parlatmadan, kimseyi yerin dibine sokmadan. Ne gördüyse onu söylerdi.
Her gün ne yazmış diye sayfasına bakıyorum. Zihnimde ona dair çok kıymetli izler var; hayata bakışı, fotoğrafları yorumlayışı, yazıları, zirvelerdeki analizleri… Minimal yaşamı, mutfaktan “kurabiye” diye seslenişleri… O kadar kendisi ki. Hiçbir sisteme benzemiyor. Öz yaşıyor bu hayatı.
Asla bir polemiği yok. Siyasi bir şey yazmaz; yazacaksa da dolaylı yollardan, üstü kapalı yazar. “Kim neyi alırsa” der ve geçer. Herkes kendine düşeni alır.
Keşke kitap yazmaya başladığında bırakmasaydı. En azından ondan bize kalan somut bir anı olurdu. Ama belki de bazı insanlar kitap bırakmaz; iz bırakır. “Kitap bırakmadı belki ama bende ve birçok kişide kalıcı bir iz bıraktı; iyi ki tanıdım.”
Yorumlar
Yorum Gönder